Uykuya dalan insanın görme duyusu kapanırken işitme duyusu açık kalır. Sesle uyanır insanın fizik bedeni, duyarak uyanır. Benzer şekilde (bazı) insanların ruhu görme duyusu ile uyanır. Zihninde fotoğraf makinesi taşıyanlar bilir, görmek büyük hazdır. Gördüğü o çizgi, bu renk, şu hareket; yolculuğa dair onaylamalar içerir. Kimi zaman Tanrı’nın mesajını hatırlatırdı, yani insanların ateşi izleyerek ısındığı zamanlarda. Gökyüzündeki haritaların teleskopsuz izlendiği zamanlarda. Görerek beslenen ruhlarda, ekranlar çürüme etkisi başlattı. Yolculuklar kapalı kutularda yapılırken olmazdı elbette. Rüzgarı ve Miko’nun her türlü şakasını göze alarak yapılan yolculuklar bu anlamda şölen olabilirdi / zırhını kendi ören, suda aksini gören, her fani, şansı varsa sevebilirdi. Anlayabilirdi, dünyanın nasıl döndüğünü de.
Uzun yola çıkanlar, okyanusa açılanlar, dünyanın büyüklüğünü / hayatın anlamını kavrayabilirdi. Var oluşun uçsuz bucaksız muazzam doğasının, insanın kendi önemsizliğinin farkına varması korkunç bir şeydi. Pek çok insan bu bilgiden habersizdir, bilenler bu bilişle ürker. Kimileri bile isteye gelir buraya, kimileri mecbur kalır. Bu engin evrenin karanlık köşelerine yol almak biraz cesaret çokça delilik ister.
Karşıt örgü uzayında halden anlayan; cesaretle şapşallık arasındaki çizgide terlik sallayan yüce insan konuya dâhil olur; “Asıl delilik aslında, sevmeye ve adanmaya değer bir şey bulamamaktı şu fani yolculukta. Dünyanın köşelerine gitmeye değecek bir aşk bulmak en büyük varoluş amacını bulmaktı aslında. Yani her ne şekilde, her neyi seversen; bir ağacı, bir ritüeli, bir harfi, bir insanı; yeter ki yap… Uğruna düştüğün yolları, fiziğinin/ metafiziğinin harap olduğu yolculuğu, O bilmese de olur.” Asıl mesele içindeki çocuğun surat asmadan bir umutla koşmaya devam etmesidir. Durup dinlendiğinde, dinleyecek masalları olsun diye mi tüm bunlar? (Ne sandın Gerizekalı) “Ama o sevme duygusu her kula nasip olmuyor işte”.
Cesaret; beklenmedik bir zamanda bize bir hediye yahut muştu olarak geri dönerken, şapşallıklar ceza olarak düşer elimizden, gözümüzden. Her ikisi de bir zaman sonra gülüşmeli bir sohbette anlatılacaktır. Bunun farkında olarak nasıl yaşıyorsun ? / ama sen de çoksel akıyorsun ( yani zamanda) / ve yine fosforlu bakıyorsun (yani gözlerini kapattığında).
+Bitmedi mi o lanet kitabın
*Seni anlattığım bölümde takıldım
+Hangi bölünmüş o
*Güzellik
