İçeriğe geç

KURGU KİTAP

  • ARA
  • HAKKINDA
  • KAPAK

Postmodern Sanat Gerçeği

“Ne yaparsan yap sanat olur” düşüncesi, 20. yüzyılın ikinci yarısında, izafiyet  teorisinin  sanata etkisi olarak ortaya  çıktı. Postmodernizm ve kavramsal  sanat, insan zihninin uzayından gezegene iniş yaptı. Marcel Duchamp, Andy Warhol  “ne  yapsak olur ” madem diye  biri pisuvarı  kapıp  getiriyor, biri  marketten bir konserve kutusu alıp getiriyordu.
Hazırsanız  geliyor: işte size sanat, “ çokta abartmayın,  olur olur, bu da sanat olur”,  şeklindeki filtreli gözlükler dağıtıma çıkar (satışa  çıkar da diyebiliriz).    

Hani  sanat  insanın ruhunda bir kıvılcımdı, “oha, ne güzel bu!!!” dedirten işlerdi. Hani başka dünyaların varlığını sezdiren, hissettiren işaretlerdi. Hani madde dünyasının yetersizliğini, huzurun / özgürlüğün kokusunu üfleyen  bir buhurdu.
“Değil ağabeycim artık değil” diyen bir  ekip, dört bir yanda fink atmaya  başladı.  

 Bu düşünce, sanatın geleneksel tanımlarını ve sınırlarının sorgulanması ve sanatın ne olduğu ya da olabileceği üzerine yeni bir bakış açısı getirsin diye umut eden optimist bir tayfa, sürüyü alıp bir çöle bırakır. “Nereye geldik ?” diyen tipler “sanatın sonu” geldi diye feveran etmedi mi, etti.

“Çoğulculuk”, “belirsizlik” ve “bireysellik” bunları sanata katalım, aman  sabahlar  olmasın hayattan tat alalım a dostlar,  diyerek; bildiriler, kitaplar, makaleler, tezler yazıldı. Postmodernizm diyoruz,  mutlak doğrulara veya evrensel ilkelere karşı bir kayıtsızlığı ahada buraya yazıyoruz, dediler.  Madem fizikçiler izafiyet  diyor, klasik fizikteki kesin doğrular yok diyor, “e  hadi  o zaman  eller  havaya”  diyen kimdi.

Görecelilik ve Belirsizlik kırmızı çizgimiz tamam mı?
+ Tamam.
Kurallara Meydan Okuyoruz  tamam mı?  
+Hangi kurallar (J )
Ciddiyeti Reddediyoruz anlaştık mı?
+ Bu  muzu duvara yapıştırıyorum o zaman. 
Hiyerarşileri de yıkalım mı?
+Onlar kim,  kral biziz zaten.
 Bir nesneye “sanat” etiketi yapıştırmak o nesneyi sanat yapar mı?
+Yapacak,  artık yapacak. 
Tek mesele bu etiketi  kim yapıştıracak? 
+Kim olsa olur.  Hiyerarşi yok kural yok.
Yaşasın  kaos diyelim mi?

 Postmodernizm, mutlak ve evrensel değerlerin yerine, çoğulculuğu ve yeteneklerini savundu.  Oysa tüm zamanlarda ve tüm dünyada yetenekli insanlar  yaklaşık yüzde üç oranında oldu. Dinlediği  beste  ile kendinden geçen insanlar, gördüğü  çizimle kendine gelen insanlar, Maglev trenine, uzay yolculuğuna bilet alırken, üstün yetenekli insanların doğal çalışmalarına borçlandılar. Kimisi peşin ödedi kimisi deftere yazdırdı.  Teknoloji de, bilim de, sanat da bu yüzde üçlük kadronun çalışmaları ile gelişti. 

“Her şey sanat olabilir” anlayışı, sanatın yüksek kültür elitizminden kurtarılması ve daha kapsayıcı hale gelmesi olarak anlatıldı. Eğer sanatçı bir nesneyi ya da hareketi sanat olarak sunuyorsa, bu o nesneyi sanat yapar. İzleyici, eserini anlamlandırarak süreci aktif bir parça haline gelir. Sanatın ne olduğu, izleyicinin algısına göre değişebilir.  Günlük nesneler, sıradan eylemler ve bilinmeyen görünen şeyler bilen sanatının konusu haline gelebilirdi, gelsindi, geldi.

Sanat yalnızca bir tablo, heykel veya müzik eseri midir?
+Ya ne  olsun.
 Bir fikir, bir jest ya da bir nesne sanat olamaz mı?
+ Olur  neden  olmasın, yeryüzünde neler neler oldu.

Geleneksel normların yıkılması, sanatçıların daha önce düşünülemeyen formlarda ifade yaratmasına olanak tanıdı. Bu zihin durum; izleyiciyi sıradan olaylardaki güzellikleri veya anlamı / düşünceyi takdir etmeye teşvik edecekti.

Geleneksel olarak, sanat, teknik beceri, estetik güzellik veya belirli bir form üzerinden elde edilmesidir (örneğin, bir tablo, heykel ya da senfoni). Ancak “Ne yaparsan yap sanat olur” anlayışı, sanatın  bu  seçkin, derinlikli yönünü yok saymak  üzerine  oynadı.  Herkes için aynı derecede kabul edilemese de, sanatın yalnızca güzellik veya teknik yeteneğe sahip olmadığı, aynı zamanda niyete, bağlama ve izleyicinin izlenmesine dayalı olduğu  iddia edildi.  Bu düşünce, sanatı özgürleştirdi mi?  anlamsız bir oyun alanına mı taşıdı?  Konuyla ilgisiz  insanlara komplo kurmak  imkanı mı verdi?  Sanatın sonunu mu  getirdi?
Bilemiyorum Altan bilemiyorum,  şeklinde bir belirsizlik ifadesi ile geçiş* yapalım.
800  yıl  önceydi; bir aziz rüya görür, yollara düşer,  27 ay sonra donarak ölür, cebinde  sakladığı  defterin okuyacak birine ulaşması dokuz  gün sürer. Her  detayı  gören,  her ayrıntı  için üç  satır yada  altı sayfa  yazabilirken, rakamları görmüyor diye kuruşlar için saldırıya uğradığı bir rüyada uyanır. 
Oysaki ölmeden / donmadan önceki gördüğü  güzellik tabiattaki kadar mucizevi değildi.
” པེང་གུའིན།” bu  kelimeye  bir  anlam verememişti anlatıcı.
Bildiği hiçbir  sözlükte yoktu karşılığı.
Belli ki  memnundu hayattan,  yakışmıştı yüzüne ölümle  gelen şaşkınlığı.

//

*buradaki geçiş konuya dair bir uygulama örneği olarak tercih edilmiştir..

Bunu paylaş:

  • X'te paylaş (Yeni pencerede açılır) X
  • Facebook üzerinde paylaş (Yeni pencerede açılır) Facebook
Beğen Yükleniyor…

Yorum bırakın Cevabı iptal et

NİHAYETİNDE NİYETLERİMİZ ARTNİYETLERİMİZE GÖREDİR

  • Yorum
  • Tekrar blogla
  • Abone Ol Abone olunmuş
    • KURGU KİTAP
    • WordPress.com hesabınız var mı? Şimdi oturum açın.
    • KURGU KİTAP
    • Abone Ol Abone olunmuş
    • Kaydolun
    • Giriş
    • Kısa adresi kopyala
    • Bu içeriği rapor et
    • Yazıyı Okuyucu'da görünrüle
    • Abonelikleri Yönet
    • Bu şeridi gizle
%d