Konum / Zaman ; Avusturya / Haziran
Oberalm’dan geçmiş Anger’a doğru dönüyordu iki teker ve kalbindeki silindirlerden biri tekliyordu. Yola çıkarken su dökmeyen O Afete dair şehirler yıkılıyordu. Yağmur başladı. Mevsim yaz olsa da rüzgar ve suyun buharlaşma hızı, beraberce fizik bedenin sıcaklığını düşürüyor, tekleyen silindirle kalp, Azeri bir şarkıdan solo piyanoya geçer gibi ritm bozukluğunu ekrana yansıtıyordu. Aynı anda arkadaki araç selektör yapıyor ve sola sinyal veriyordu. Evrensel trafik dili 4lü lambalar yakılır sağ şeritte peşpeşe park edilir. Ya bir uyarı, ya bir iyilik hamlesi, ya da seri katilin “yeni bir kurban buldum mu ?” sorusuna cevap olacaktır. Önde Suzu park eder hemen arkasında o siyah teneke kutu, arabadaki aşağı inmez, zira Miko gülerek döküyor H2O ları, zaten ıslanmış olan yürür sol cama, ne diyecek acaba.. Hiç bir şey demez önce gülümser “bu haline birileri gülmeyecekse bunca çaba heba olacak, değer bilen o görevli varlık benim” der gibi; ve gülüş kahkahaya döner. Kaskını çıkararak karşılık verir. Saçlardan süzülen yağmur damlasının kirpiklerden düşmesi için geçen süre, iki yabancının güvenlik bölgesindeki mayınları taraması için yeterliydi.
“Where is your destination ?” ( Seni yollara düşüren sebep nedir ?; olarak algılanır )
” Stuttgart” ( Bu seyahatte size yer yok madam; olarak algılanır)
“Do you want see Salzburg ?” (Yola çıkmadan önce biliyordun, iyi bak kayıtlara, hem üşüyorsun, havlu diyorum, kahve diyorum; olarak algılandı.)
Direksiyondaki ellere bakar De Javu kayıtları ile ile karşılaştırır. Seri katil olma ihtimali yüzde 13 yıkılan şehirler için çözüm ihtimali yüzde 88, 89,87 (net değildir rakam); tercih çoktan yapılmış saçındaki toka endişeyi yok etmiştir.
Gözlerini kapatarak baş hareketi yapar.
(“Tamam, olur vb ” seslerden daha kapsamlı cevaptır; kim bu messenger ?, kim bu kurutma makinası kılıklı?, kim bu saçları tokalı? sorularını da eklemişti cevaba )
Ve o komut açık camdan çıkar, havada kavis çizer; sarı yağmurluğa dönüşür;
” Fallow me” (tüm sorulara cevap vermişti aynı zamanda)
Sekiz belki on kilometre sonra tuğla bir binanın bahçesinde park edilir.
Koşarak balkonun altına kaçar ve yine o gülüş; “birinin bu haline gülmesi lazım O benim işte” gülüşü. Tanışma faslı, kahve mi çay mı, kuru havlu, sıcak kahve, omlet salata ve karşılıklı sorular, bulguların paylaşımı, bir de o komik pijama.
Bak der; yola çıkmadan yazdıklarım: (defteri / duvarı ) gösterir;
///
Konum / zaman: *** /29/05/ 00:24 EPİSODE.03
Konum; Snow Space Salzburg / mola da karşılaşma; ötenazi ister gibi bakan gözlerini görünce anladı. De ja vu. Anlat işte, bir yol bulacak; yollara düşen. Bir umutla mı çıktın yola, yoksa umutsuzluk mu düşürdü seni yollara, önce bunu bilmeliydi.
Su sızıyı alırdı ve suyun sızladığını bilmezdi kimse.. Böyle demişti şair. Su almadı sızıyı bu kez ; “başka bir yolu yok mu?” sorusuna cevap bulacaktı yollarda / rüyada; Atlasa bakmak iyi gelecekti, oraya dökecekti içindekini . Atlas ? İçindeki haritalar mı? Atlas okyanusu mu ?
Bilemiyordu Altan bilemiyordu. İkisini de deneyecekti mecburen. Aksi halde bu hasret öldürecekti tüm penguenleri / su aygırlarını bile.
Yeterince susmuştu, buyurun dedi söz/ suskunluk sizde ;
“Tanrım, Ona olan sevgimi azalt zira çok acı çekiyorum. Ve biliyorsun kalbim tarumar, tamir için kayrana ihtiyacım var. Ya da kaybolmaya”.
Buraya kadar gelebildilerse Tanrı kayrasını henüz göstermemişti, ikisine de. Kuzey batıya gitmekte olan kaybolmuş, bu halini ancak fark etmişti. Tarumar olan anlamadı hiç bir şey. Tuhaf bir hafifleme hissetti. Üzerindeki // içindeki o yükü Marko Polo kılıklıya yüklediğini ertesi sabah anlayacaktı.
Kahramanımız okyanusa ulaşabilirse suya bırakacak (hem kendini yollara düşüren sızıyı, hem Salzburgta yüklendiği acıyı) ve sahilden iki küçük taş alacaktı. / Bir sana bir de bana/.
Karşıt örgü uzayında konum/zamanda sevimli geçişler yapılır.
Düşünce balonunda O Afete açıklama* hazırlanır…
///
Yazıları okur “bunları bu tarihte mi yazdın? Cidden mi? Demek ki yalnız değilim.”
Bu kez kahkalarla güldü “Marko Polo mu, tavşanlı pijamalı mı? :)))))) ” Molada tanışmadık, ben seni durdurdum, kehanetin eksik “
Dört derin nefes süresi kadar güldü, sonra sustu.. İşin buraya geleceğini bilmiyordum, o yağmurda, peluş hayvanlarla yolda görünce, ilginç bir hikaye olmalı diye düşündüm, sana bir acı da ben yüklemek istemem, Lakin ; …………………………………………………………………………………………………………………………………………………………….
noktalı yerlerde anlatılanlar okyanusa atılacaktır. Ölünceye kadar dile/ yazıya gelmeyecektir. Hayli zamandır içini kemiren olayları soruları serer ortaya, gözleri ıslanır bazen, ilk gördüğümde senin gözlerinde yağmur vardı ve ben senin o halini komik bulmuştum. Şimdi benim gözlerim ıslak. Hayat ne garip…..
Ahit sandığı açılır; “bu sene bitmeden bu tanışmadan kimseye bahsedilmeyecek, deftere, kitaba, yazılmayacak, tekrar iletişim olmayacak, (telefon yok, e-posta yok.) Salzburg kayıtlardan silinecektir. (Okyanus paketi suya sunulacak, imha edilecek, hiç bir zaman seslendirilmeyecektir.)
Bu yolculuk tamamlanırsa ve ben yazmak istersem, (yani yıl bitince) zihnimde kalanları, ahitle uygun olarak, ismini yazabilir miyim en azından? O kafa hareketi ile cevap verdi; kaçıncı kez karşılıklı yapılmıştı, “evet” “tabi ki” “tam da öyle” “bundan memnun olurum” “zaten bunun için buradayız” gibi anlamlardan aynı seçenek her iki zihinde eş zamanlı yanmıştı.
Gelelim seni yollara düşüren sebeplere, bahsettiğin sızı, acı, dayanılmaz olan dediğin ne ise o, okyanusa ulaşınca son bulacak, sen uyurken kalbine ve ellerine bakacağım, sana verdiğimi ulaştırınca, kendi maceran daha kolay gelecek; göreceksin, aklını yitirdiğini sanabilirsin korkma, bir bıçağın keskin yerini tutmuşsun her türlü kesileceksin, bırakmazsan iyileşemezsin, zor olan bölgeyi geçmişsin, tebrikler. Sonraki zamanlar benzer durumlar için şunu söyle ve bu yağmuru hatırla : “Heslo Hownok Lesslo”. “Heslo Hownok Lessloo”. “Heslo Hownok Lesslooooo”.
(Hıçkırık mı, haykırış mı, inleyiş mi, hırıltı mı, belli olmayan sesler eşlik ediyordu cümlelere, bu nasıl mümkün olabilirdi ? Fizik bedendeki tüm zehir gözlerden aktı. Binlerce yıl sonra ilk kez Miko insan ırkına gıpta ile baktı.)
Ertesi gün veda zamanı o soruyu sorar; “var mı ?” Julia en neşeli hali ile “var, bir şey daha var; sırrımı tutabilirsen ölmeden bir kez daha karşılaşacağız”
//
“Anlat ne oldu sana ?” diyenlere iki kelime söyleyebildi.
“AVUSTURYA SOĞUKTU”…
Yorum bırakın